SORUN KÖRLÜĞÜ ve KÂĞIT ÜSTÜ SÜPERMENLİĞİ
Ezberlenen ve kabullenilen bir yaşantımız var!
Bunu kendimde, çevremde ve en kötüsü de öğrencilerimde görüyorum.
Bazı sorgulama refleksleri geliştiriyor olmaktan dolayı kendimi sıklıkla kurtarırım bu körlükten. Ancak çevreme pek faydam dokunamamakta… Çünkü “körlüğün kabullenilmişliği” de var bir kere… Ancak öğrencilerimde bu körlüğü keşfettiğim zaman durumları yaman olmakta.
Akademik başarısı zirvede olan öğrencilerimi kabullenimleri ve sorgulama yeterlilikleri açısından sıkıştırırım hep. Bu çocuklar kâğıt üstü süpermenidirler.
Neden mi?
Çünkü başarı sonuçları kağıt üstünde sayılarla belirtilir, not ortalamaları ve sınav sonuçları yüksektir. Bu çocukların başarılarının kaynağı kendi zekâ tipine uygun tarzda sınavların genel geçer olmasıdır. Bu şampiyon öğrencilerimden kimilerine şunu sorarım genellikle : “Yemek yerken elinde tuttuğun çatal sence hangi basit (yalın) makineye örnektir?”
Şok!
Neden mi?
Fen ve Teknoloji bilgisini sınıfta öğretmeninin tahtaya çizdiği çizim ve formülleri ezberleyerek öğrenmiş de ondan. Deneyliğe (labaratuvar) girerek deney yaparak, elleriyle düzeneği kurarak, kurcalayarak yani deney tasarlayarak öğrenmemiş ki…
Kimi zaman hangi basit makineye karşılık geldiğini söyleyen de kazara çıkıyor. O zaman da o yalın makinenin kısımlarını elindeki çatalı tutuşundan kaynaklanan durumlarla eşleştirmesini istiyorum…
Yine şok!
Yani bir bütünü işlevselliğinde çözüp bir başka bütüne eşitleyemiyor.
Bu söküp takmaya benzer, ama yenilik getirip yeniden bütünlersen bu inovasyona benzer. Ancak benzersiz bir çözüm getirirsen bunun adı da icat olur…
Neyse!
Amacım öğrencilerime gol atarak mutlu olmak değil! Açıklarını göstererek pıroaktif öğrenmenin dışında kalmışlıklarının birazını gidermek. Çünkü ben Tasarım öğretmeniyim! Ne demek şimdi bu!
Şu demek!
Ne nasıl çalışır,
benzer işi görenlerden farkı nedir,
gelişkin yanları ve geliştirilmesi gereken yanları nelerdir,
bir başka biçimde nasıl çözümlenebilir?
Bu sorular doğrultusunda öncelikle gündelik kullanım nesnelerini eleştirmeyi öğretirim. O nesnelerin niçin üretildiğini, benzer işleve sahip olanlardan hangi yanları ile ayrıldıklarını anlayabilecekleri davranışlar kazandırmaya çalışırım. Doğaldır ki biraz uğraştıktan sonra istenen duruma geliyor çocuklar ancak yaşadıkları bu süreçten kazandıkları davranışları başka durumlara uygulamıyorlar. Yani kehribarın içinde donuyor kazandırılan davranışlar. Çünkü kafasında OKS gibi büyük sınavlar var. Bu sınavlar da başarı kazanmak istiyorsanız yapacağınız her şey kağıt üstünde… Gerçek hayatta değil yani...! Peki kimin hatası doğaldır ki çocukların hatası değil..!
Gelelim ilgili körlüğe!
Kabullenimlerimiz bize çoğu otomatik (özişler) kolaylığı sağlarken, bizi kör etmektedir.
Nasıl mı?
Yukarıda küçük bir örneğini verdik. “Çatal” yerine “kurşunkalem” ya da “makas”ı koyabilirsiniz. Daha “tükenmez kalem”in hangi fen ilkeleriyle çalıştığını sormadık. Aslında buraya kadar yazdıklarım okullarımızdaki Fen ve Teknoloji bilgisinin gündelik hayatımızdaki farkındalıklarımızı etkileyip etkilemediğinin eleştirisi gibi gözükmektedir. Ama amacımız bu değil… Amacımız günlük hayatımıza geçirilmeyen bilginin bizi bir tür körlüğe götürdüğüdür. Yani farkındalığımızın köreldiğidir?
Farkındalık mı?
Evet öyle!
Tasarım olumlu fark yaratma etkinliği olarak da ele alınabilir. Bir başka değişle tasarım yapmanız için farkında olmanız gerekir.
Peki nelerin farkında olmalıyız?
Nesnelerin çalışma biçiminin, renklerinin, yapıldıkları malzemelerin, hangi koşullarda çalışmak için yapıldıklarının, kimler için yapıldığının, kimler tarafından yapıldığının, çalışma ömrünün ne kadar olduğunun…
Peki bu farkındalık ne işimize yarayacak?
Eleştiri yeni bir öneridir. Bir nesneyi, olayı, durumu ya da kişiyi eleştiriyorsanız, yeni bir tip öneriyorsunuz demektir. Olumluluk ve olumsuzlukların farkında olamazsanız nasıl eleştirebilirsiniz ki?
İnovasyon (yenilendirme) ve icat nasıl ortaya çıkacak ki?
Öyle ki farkında değilsiniz sorunların, doğrultusunda eleştiremiyorsunuz, olumlu ve olumsuz yanları çözümleyemiyorsunuz ve haliyle tasarım yapamıyorsunuz. Bu da ülkenizi patent fakiri yapıyor…
Kabullenimcilik,
sorun körlüğüne;
sorun körlüğü,
eleştirel yetersizliğe;
eleştirel yetersizlik de
inovasyon ve icat kabızlığına yol açıyor.
Son bir örnek!
Yine öğrencilerimle yaşadığım bir durum!
Kış ayları, sanırım bundan iki yıl önce, okulun etrafındaki yollar harap durumda kazılmış yağmur yemiş kısacası çamur reçeli kıvamında… Çocuklar okula gelirken bu çamurlarla güreşiyorlar, servis araçları bu çamuru etraftakilere pay ediyor ve ben de okula giderken yeterince nasibimi alıyorum. Ders Teknoloji ve Tasarım ve çocuklarıma pıroje yaptıracağım. Bilirsiniz bizim işler sorun saptamasıyla başlar. Bunun için öğrencilerimden çevrelerinde gördükleri birkaç sorunu yazmalarını istedim!
Çoğu kağıdı boş verdi.
Ama en ilginci kağıdına bir şeyler çiziktirenlerin yazdıklarında bizim okulun çevresindeki çamur reçelinin tadının kötü olduğunu kimse söz konusu bile etmemişti…
Önümüzdeki sorunu göremiyoruz!
Yazık!
Teknoloji ve Tasarım eğitimine _ki öncelikle bir eğitimdir_ büyük iş düşüyor sanırım!