Wednesday, June 11, 2025

Parkta Wing Tsun Dersleri

Fotoğraftakiler: Ece (Beyaz tişörtlü 3. derece öğrenci), Sifu Kenan Kara (Siyah Tişörtlü)

Parktaki Wing Tsun idmanlarının tadı bir başka oluyor. Ağaçlar, çimenler, bir parça deniz, neşeyle koşuşturan çocuklar ve bol bol temiz hava. Ayrıca çimen zemin hem nazik hem de adım atmaya tahminsiz oluyor. Öyle ya bizim sanatın öyle mekan seçme gibi bir keyfiyeti de yok...

Sifunun Siu Nim Tao'sulya idmana giriş yapıyoruz. Açılan, kapanan kollarımızın ve avuçlarımızın içinde akan havayı hissetmek bir başka ruh ekliyor bize. Acemilikten olsa gerek bizim meşhur Rast duruşu birazcık zorluyor ayaklarımızı tabi toprağın doğal yüzeyi de. Ama bunun ayaklara güç kazandırmanın ideal bir yol olduğunu sifumuz zaman zaman vurgular.

Her meslekten, yaştan, milletten insanı var bizim sanatın. Herkes Wing Tsun karşısında eşit yalnızca derecelerimiz birbirimize nasıl destek olacağımızı belirler. Ayrıca parkta buluşmak da günün yorucu temposuna insani bir karşılık. Farklı yerlerden aynı yere aynı sanatı yapmaya geliyoruz.

İlk formu yaptıktan sonra günün uygulamalarına geçiyoruz. Sifumuz bizi koridor düzeninde eşleyerek bu pratikleri uygulamamızı sağlıyor. Bizde siklete, yaşa ya da fiziksel üstünlüğe göre eşleşme yok. Herkes herkesle çalışıyor. Çünkü rakip seçme gibi bir keyfiyetimiz yok. Hayat bu, nerede, kiminle ne gibi bir zorluk yaşayacağımızın garantisi yok. Her dereceden öğrenci koridorda eş değiştirerek birbiriyle çalışıyor. Sifumuz koridorun tam ortasında hamlelerin nasıl yapılcağını karşısındaki arkaşa gösterirken biz de onu taklit etmeye çalışıyoruz. Aslında yorucu bir çaba, Sifu olarak hem bedeninizle uyguluyorsunuz, hem konuşarak açıklıyorsunuz hem de koridorun diğer kısımlarındaki öğrencilerin nasıl uyguladıklarını göz ucu ile takip ediyorsunuz.

İdmanın temel kısmını tamamladıktan sonra sifumuz bizi derecelerimize göre yeniden eşleştiriyor. Dan Chi en sevdiğim pratiklerden biri. Birbiriyle tekerleme oynar gibi birkaç Wing Tsun tekniğinin birbiri arasında eneji alış verişi ağaçlarının yapraklarının birbirine dokunuşu gibi. Akış ve temas sürekliliği, sifumuzdan en çok duyduğumuz kavramlar bu esnada. Yakın iki ağacın dallarının rüzgarla oynadıkları bir oyun gibi.

Hazır çimen bizim için hoş bir zemin iken sifumuz "haydi ısıtalım şunu biraz" diyor ve lapalarla güç idmanlarına başlıyoruz. Lapadan gelen sesler, vuruş esnasında verilen sert nefesler ve sifunun arada bir bizi yoklaması ortaya bir başka müzik çıkarıyor. Sifumuzun en çok dikkat ettiği şey, hiçkimsenin incinmemesini sağlamak. Hep der ki "biz incinmemek için bu sanatı yapıyoruz."

Tuesday, June 10, 2025

ÖĞRETMENLER YÜK OLARAK MİLLİ EĞİTİMDE DEĞİL, MİLLİ EĞİTİM YÜK OLARAK ÖĞRETMENLERDE

Evet öğretmen maaşları bütçenin en büyük gideri olabilir ama koskoca milli eğitim de olanca ağırlığı ile öğretmenlerin sırtında değil midir?

Ayrıca en ucuza çalışan öğretmenler ülkemizdekiler değil mi? 

Madem ki bütçe yetmiyor milli eğitim öncelik sıralamasında hangi bütçelerden sonra geliyor sıralamanın yeniden ele alınması gerekmez mi? Eğimine yeterince yatırım yapılmadığında 'cehalet'in bedeli daha ağır olmaz mı?

Bu insanlar öğrencilerini gördüklerinde kendi çocuklarını bile unutup anında görevleriyle hem hal olurlar, böylesi bir zümreye yeterince destek bile olunamıyor diye niye denmedi? Pandemi döneminde halkın yaklaşık beş ay okulda olmadığını bildiği öğretmenleri "parazit" olarak gördüğünü biliyorlardı. Peki peşine bu demeç nereyi işaret ediyor? Ne dediğim açık diyen sayın bakan kapalı olarak da bu kargaşayı başlatmış olmuyor mu? 2000 yılından bu yanaki eğitim bakanlarımızın içinde öğretmeni ekranlarda hedef tahtasına koymamış bir tanesi bile var mı? Biri ikisi hariç eğitim sendikalarından neden ses çıkmaz?

 Eğer siz iyi eğitimli, seçilmiş, atanmış, yetenekleri uygun görülmüş, eli kalem kitap tutar, aklı çalışır, dili laf yapar birisi iseniz ve "ne dediğim gayet açık" diyerek peşinde de "sosyal medyaya baktım, sanırım yanlış anlaşılma olmuş, gelin çay içelim" şeklinde haksızlık ettiğiniz insanlara  sesleniyorsanız dile getirilmesi zor bir şeyi yapmıyor musunuz? 

Ayrıca sizin söyleminize göre şu soru akla gelmiyor mu? Öğretmen maaşları milli eğitime yükse, polis maaşları içişleri, doktor ve hemşire maaşları sağlık bakanlığına yük olmuyor mu? Siz kendi özel okullarınızdaki öğretmenlere maaş ödüyor musunuz? Yoksulluk sınırı altında kalmış maaşla çalışan öğretmenleri, böylesi zor bir dönemde, manevi olarak da yıpratılması bakanlığınıza yakışıyor mu?

Basiret sahibi, nitelikli, ne dediğini bilen, ileriyi görebilen, takım çalışmasını yaşamış ve özümsemiş, öğretmenlik yapabilmiş, devlet okulunu bir işletme olarak görmeyen yöneticilerin yönetiminde öğremenler bir ülkeyi küllerinden bile kurabilirler. Örneği bir yüzyıl öteye gitmez. Ancak hafifçe bir siyasetin üçgeni içine öğretmenleri itiyorsunuz. Zira öğretmenler bu üçgenden çıkarlar bu açık, ancak sizin ziyanız ziyan ve öğretmenliğiniz de hükümsüz olmaz mı?  Yalnızca polemik siyasetini tercih etmiş olmuyor musunuz ve bu gidişle size kılavuzluk, yoldaşlık, arkadaşlık edecek nitelikli bir öğretmen bulabilir misiniz bilmiyorum. 

Bizler, olası emekli maaşı ve alınabilinirse kıdem tazminatı bile yük olarak kabul edilen insanlarız. Yani yeni değil bu söylem. Uzun bir süredir devlet memurlarının emeklilik ikramiyeleri üzerine yükü hafifletme adına çabalar sürüyor. Öyleyse biz hergün bakkalla marketle, mağazayla alış veriş yapıyoruz, kredi taksidi, kira, elektrik, şu, doğal gaz faturası ödüyoruz. Zorda kalmışa da elimizden geldiğince yardım ediyoruz. Vergi kaçırmıyoruz hatta maaşımız daha elimize geçmeden kutsal vergimizi hemen ödemiş oluyoruz. En çok zekatı biz veriyoruz. Esnaflar, bankalar parayı en kolay bizden alıyor, icra adalet gereği en kolay hacizi bizden alıyor. Öğretmenlerden başlayarak devlet memurlarının zayıflatılması hasbel kader işleyen ekonominin en iri çarkının kırılması olmaz mı? Alım gücü düşünce müteahhit, taşeron, inşaatçı, sanayici, ithalatçı kendine giderek ivmelenen bir iflastan başka yol bulabilir mi? Bizler aynı zamanda terbiyeli insanlarız. Derdini anlatmaya çalışana kulağımız ve yüreğimiz açık. Zorda kalmışın çöp arabasına omuz da atıyoruz. Yerlere tükürmüyoruz, onları uyarıyoruz, yalnızca okulda değil her yerde öğretmeniz. İnsanlar bize soruyorlar, fikrimizi merak ediyorlar, bizden yardım istiyorlar ve biz de namusumuzla, kimliğimizle ve kişiliğimizle elimizden geleni yapıyoruz. Bu tarz söylemler bu niteliği eritme yönünde olmuyor mu?

Tüm saygımla söylüyorum ki öğretmenin yük olduğunu söylediğiniz açıklamanıza saygı duymuyorum.

Saygılarımla arz ederim.